Two Lovers

Two Lovers filminde çok ilginç psikolojik sorunlar tespit ettim ve bu beni buraya getirdi. 



*baya bir spoiler içerir* 

Bipolar bozukluk ile mücadele eden ve eski nişanlısından çocukları olamayacak (hasta olacakmış) diye ayrılan Leonard, ailesinin evine dönmüş ve o ortama da alışamamış aslında. Sürekli evden kaçıyor, intihara kalkışıyor vs. Bir yandan da iş yerinde ve dışarıda oldukça pozitif, şakacı, eğlenceli, insanları güldüren bir insan. Ne garip değil mi? Bir gün önce kendini köprüden atmışsın, ertesi gün iş yerinde merdiven olma şakası yapıyorsun... Belki bipolarlık tam da böyle bir şeydir. 

Evde ailesiyle hiçbir duygusal durumunu ve kendi hayatıyla ilgili samimi bilgileri paylaşmadığını çok net fark ediyorsunuz. Her şeye evet, he-hı diyen, geçiştiren bir diyalog kuruyor ailesiyle Leonard... Oysa anne-baba da gayet iyi anlaşan, birbirlerine duygularını gösteren bir çift. Ancak Leonard'a intihar girişimlerinden ötürü biraz çocuk gibi davranıyorlar. Belki bu nedenledir bilinmez, tam bir çocuk görüyorsunuz Leonard'da, anne- babasının yanında... Bir kızın ondan hoşlanmasıyla aile yemekleri yeniliyor, tanışıyorlar vs. Leonard kızdan pek hoşlanmıyor ancak ümit veriyor. Eski nişanlısı ile olayı sonrası kimseyi sevemeyeceğini düşünüyormuş. Aslında bakarsanız olay da çok yeni. Henüz 4 ay olmuş... Yani bu 4 ay içinde zaten biriyle görüşmesi, hele de intihar girişimlerinde bulunuyorken, çok sağlıklı değil. Nihayetinde komşusu olan başka bir kız onun daha çok ilgisini çekiyor. Onunla ilgileniyor, Sandra'ya da bir yandan ümit vermeye devam ediyor. 

Yaşadığı tam bir hayal dünyası. Tam da çocukların yapabileceği bir şey... Her neyse, Michell'e tutuluyor. Hep onun peşinden gidiyor, Michell ne zaman çağırsa, ne dese, saat, meşguliyet dinlemiyor onun peşinden gidiyor. Buradaki benzerliği farkettiniz mi bilmiyorum ama aynısını Michell de evli sevgilisi için yapıyor. Aslında Michell ve Leonard'ın çocukluk travmaları aynı belli ki. Hoşlandıkları kişiler onları bırakmasın diye ya da onlara bağımlı şekilde (hem de bu kadar kısa sürede) ilişki kurdukları için birbirlerine çekiliyorlar, yakın hissediyorlar, Michell kız arkadaşları olmasına rağmen daha dün tanıdığı Leonard'a anlatıyor her şeyini, duygularını vs. Leonard'da aynı şekilde daha dün tanıdığı Michell'e aşık oluyor ve yüzük almaya kadar götürüyor işi. Onunla birlikte evli sevgilisi ile bile buluşuyor. Yani Michell evli sevgilisinin kölesi, Leonard da Michell'in kölesi oluyor. Nihayetinde Michell evli sevgilisini bırakıyor, Leonard ile aralarında güçlü bir bağ varmış gibi hissettikleri için Leonard açılıyor ona tekrar. "Seni asla terk etmeyeceğim" diyor. İkisinde de terk edilme travması olduğu nasıl belli. Sevişiyorlar, çok da hoşlarına gidiyor. Şehirden gizlice kaçma planı yapıyorlar. Daha doğrusu Leonard bunu yapıyor. 

Leonard, ailesi onun mutluluğunu istemesine rağmen neden hiç kimseye bir şey söylemeden kaçma gereği duyuyor? Annesi o kadar hoş karşılamasına rağmen? Baba tarafında ufak da olsa görünmez bir duvar hissediyor bence. Baba onu hep materyal olarak ele alıyor, duygularından çok; geleceği, sağlık sigortası, işi ile ilgileniyor. Belki bu sebeple ailesiyle pek yakın olamadığından herkese yine he-hı çekerek evden gizlice ayrılıyor. Annesi fark ediyor tabii, annelerden nasıl da hiçbir şey kaçmıyor ama :) 

Aslında Leonard'ın travması annesiyle, terk edilme travması hep karşı cins ebeveyn ile olurmuş çünkü. Kim bilir çocuklukta ne yaşadı, yani senaryoda ne yaşadığı hesap edildi. Yani psikolojik açıdan benim gördüğüm bu :) Aynısı Michell için de geçerli. Evli bir adamla olması bile küçükken babası tarafından değer görmediğini, sevilmediğini gösteriyor. O kadar inanmıyor ki sevilebileceğine, gerçek bir ilişki yaşayabileceğine... Nereden mi biliyorum :) ... 

Tam kaçacaklarken tam tahmin ettiğim şekilde; Michell, bıraktım dediği evli adama geri dönüyor, evli adam ona ailesini bıraktığını söylemiş. Leonard yıkılıyor, denize yüzüğü fırlatıyor ve denize doğru yürürken ona görünen eldiven, Sandra'nın ona aldığı eldiven, içini yumuşatıyor. Fırlattığı yüzüğü de buluyor gidip Sandra'ya veriyor. "Senin için aldım" diyor. Her iki taraf için de ne kadar kötü değil mi? Sandra o yüzüğün aslında Leonard'ın aşık olduğu diğer kadına aldığını bilmeden sevinip takıyor.  Michell için ağlayan Leonard, Sandra'ya sarılıyor ona mutluluktan ağlıyorum diyor. Sandra onu kendi gibi olabildiği için sevdiğini sanarken, Leonard aslında hiçte kendi olmayan bir sahteliğin içinde bu sefer de Sandra'ya tutunuyor :) 

Garip ama gerçekçi bir son oldu. Tam da böyle oluyor hayatta da çünkü. Çok sevdiğine, aşkından öldüğüne onun aşkından ölürken kavuşamıyorsun. Hep daha az hoşlandığınla devam ediyorsun ya da onu yeterli bulmadığın için onunla da ayrılıyorsun. Kader belki o daha az hoşlandığın, o aşık olduğun kişi de travmanın bir parçası aslında, o aşık olduğunu sandığın şey, içindeki boşluğun bir parçası aslında. Onu onunla doldurmak istiyorsun. Halbuki o parçanın da için boş. O da o boşluğu biriyle doldurmaya çalışıyor. İki boştan bir dolu çıkmaz ki? Bilmiyorsun ya işte. Yine de üzülüyorsun, neden çok istediğim kişiyle olmuyor? Neden olmadı? Hayatın bana mı garezi var? diye isyan ediyorsun. 

Belki büyümek lazımdır. Tüm çocukça tavırları bir kenara bıraktığımızda belkide sağlıksız ilişkilerin altında yatan geçmiş travmaları fark ederiz. :) 

Hoşçakalın. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder