öyle bir dünyada yaşıyoruz ki,
insanların neye büründüklerinin bile farkında olmadığı.
sadece kendi mücadeleleri ve görüşlerini gördüğü,
hatta sadece kendi yaşantısından yola çıkıp
tüm yaşantısını o fikirle geçiren insanların olduğu bir dünya.
aynı fikirlere sahip oldukları halde ayrı ayrı direnişlerde bulunan
amaçlarının hedeflerine uygun olmadığı tavırlar sergileyen insanların,
takdir edilcek tarafların sayılabilecek ölçüde az olduğu bi dünya.
yapılan en ufak meseleyi, sevilmeyen kafalara atan zihniyetlerle iç içeyiz
belki yanlış, belki doğru orasını irdelemek filozofların işi.
yapılmak istenen, kurulan o kdar çok şey varken. neden imkan yok amına koyim?
koduğmun memleketi ne zaman kime sahip çıktıda sana çıkacak
kaçamayan kafaları kim anlayacak? kim çözecek onların derdini.
kapalı kafaları görünce rahatsız olmamak mı öğretildi bize.
hippi kafaları görünce niye yadırgıyosunuz ulan ozaman?
doğadan uzak. doğadan bu dereceye mecbur gelindiğininde farkındaym.
ama doğadan bu denli kopulmamalıydı.
kolunuzdaki damara, çıkan tüyünüze, hareketlerinize bakın bi genelden
hepimiz domuz ve ineğiz. (hayvan çiftliği)
onun dışında bencil bi toplumuz biz.
kendisi baba parasıyla geçinen adamın, yeşilkartlı ssk lı adamın halinden anlamadıgı için
iktidara sürekli her yaptığına muhalefet olan bir kafalarlayız.
yoksulun görmediği ilgiyi, farkı gösteren bir partiye oy verdiği için ona
salak, aptal diyecek kadar gerizekalı bir toplumuz.
entellik ve anlayışlılık empatiliğin babasından bahsederken,
karşı çıktıkları şeyin onu kabulenenlerin yerine kendini koymadan,
kendi zihniyeti ve statüsüyle, ona karşı olup yadırgayıp hor gören bir toplumuz.
herkes bir "şey" bu ülkede.
otobüsçüsü dünyanın merkezi; kendi şöför koltuğunda
hava parasıyla yaşayan kafada dünyanın merkezi; kendi pc başı koltuğunda
birşey yaptığını sanıp birçok insanın günlük yaşantısına engel olan,
duyarsız eylemcilerde dünyanın merkezi; kendi mekanında
işveren merkezi; patron koltuğunda.
işçisi de dünyanın merkezi; evine gelip ayaklarını uzattığında
sanatçısı da merkezi; eserini yapma imkanı bulduğu alanında
öğretmeni öğrencisinin karşısında,
çöpçüsü karısının, annesinin karşısında dünyanın merkezi.
beyinlerini işleyip askere heveslendirdiğiniz adamlar birini öldürdüğünde
kahraman ilan edip, o öldüğünde vatan uğruna gitti diye şehit diye niye ağlıyosunuz?
vatan mı baktı büyüttü sizin çocugnuzuda vatana borcu olacak? nasıl bir kafa bu?
öyle çok yadırgamaya alışmışızki;
dünyanın en büyük sıkıntısını çeken adam bile evlenmeden önce ilişkiye giren çifti
yadırgayacak gücü buluyor kendinde.
eşcinsel olduğu için, klasik meslekleri seçmediği için, uçuk istekleri olduğu için,
dik kafalılık yaptığı için
hiç hakları olmayan kafalar tarafından yadırganıp engellenen okadar çok insan varki.
bu ülkede "empati" lafının geçmesi bile hata lan.
empati'nin e'si yok hiçbirinizde. birşeye karşı çıkmadan önce isyan etmeden önce
yerine koyma durumunu hiçte yapmıyorsunuz
hepimiz öğretilmiş lanet kafalarız.
öğretilmiş, görmüş, özenmiş, istemiş yapmış, hoşuna gitmiş, taklit etmiş iğrenç kafalar.
hayvan sevginiz bile paralı lan. her hayvanı da sevmeyen bi hayvansınız,
petşoplardan köpek kedi alıp onu mamayla doğasından uzak besinlerle besleyen bir hayvansınız.
güzel olacak, akıllı olacak, sevimli olacak sizin hayvanınız.
öyle aptal hayvanlara para vermessiniz siz. onların neden öyle olduklarını bile düşünmeden.
aslında yardım edilcek hiçbir bokun olmadığı bir yüzeydeyiz.
yardım edeceğiniz insanda aynı kafada çünkü. o kafa da aynı seviyeye geldiğinde aynı boku yiyecek
o da yadırgayan kafa. o da yetişmiş al'mış bir kafa.
biseksüelliği yadırgayıp biseksüel olan karıya hayran olan insanlarız biz.
zinayı bilmemneyi yadırgayıp, yapanlara para kazandıran çelişkili-topak beyinliyiz
birşeylere sürekli isyan ve şikayet edip içinde kavrulup yoğrulan,
şikayet ettiğimiz şeylere yardım ve yataklık ettiğimizin farkında bile olmayanlarız.
devlete karşı olup oy kullanan. önümüze sunulduğunu unutup seçme özgürlüğümüz olduğunu zanneden zihiniyetleriz.
hayvanları evimize koynumuza alıp iyilik yaptığımızı zanneden,
kendimiz gibi onuda doğadan uzaklaştırarak dünyanın en kötü davranışında bulundugumuzun bile farkında değiliz.
zaten yeni dogan bebek ve eve alınan hayvan.
bunlar bizim doğaya ve doğal şeylere ihtiyaç duygumuzun depreşip
onlara sarılarak hayat bulcagımızı zannettiğimiz vakalar.
onlarıda mahvettiğimizi, bu bok'un içinde yüzdürdüğümüzü bilmeden yaptığımız bir vaka
ben hangi kefe de olduğumu bilmiyorum, ölçeğimdir belkide.
ha bide susmak en güzel cevap falan da değil.
susan adam susam adam gibidir, ne tadı anlaşılır ne de varlığı somut olarak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder