İnsan yakınlarından birini kaybettiğinde yaşama daha çok bağlanır, sevdiklerine sevdiğini daha çok belli etme ihtiyacı hisseder falan sanıyordum.
Ama daha çok boşveriyormuşuz halbuki.
İşte "bu kadar" diyoruz, dün vardı, bugün yok.
Bugün varız, yarın olmayacağız.
Düşüncesiyle siktiredip gidiesin geliyor. Gidemiyorsun ayrı.
Bugün okulda çok değerli hocamız Taner Yelkenci'yi kaybettik.
Onun bendeki kalıntıları bir yerde saklı kalsın istiyorum;
İlk tanıştığımızda kendisinin soğuk ve sevimsiz bir adam olduğundan bahsedip duruyordu.
"Sıkıcı ders anlatırım, uyumayın sakın" diyordu.
"Ama benim dersimde yayılın, nasıl rahat ediyorsanız öyle oturun arkadaşlar, sakız bile çiğneyebilirsiniz" demişti.
İlk bakış açımızdaki o iyi izlenim ve sempatiklik hep devam etti. Hoca da rahatlığını hiç bozmamıştı zaten.
Taner hocadan felsefeye ilişkin öğrendiğimiz en önemli ve kilit bir nokta ise, felsefeye oldukça realistçe bakmasıydı.
Bugün felsefe üzerine yazdığım tüm yazılarda hala o temellendirmeyi kullanıyorum.
"Felsefe yaşamın içindedir, o dönemde ne yaşanıyorsa felsefe de onu yansıtmıştır " sözü benim kafamda havada uçuşan çoğu düşünceyi mıknatıs gibi çekip bir yere oturtmuştu.
Devrim gibiydi.
Bugün kaybettiğimize ise hala inanamıyorum, sorun da o ya zaten.
O tabutta yatıyor, sen onun silüetini aklına getirdiğinde okuldaki odasında oturuyor sanıyorsun.
Hayır halbuki, o artık o tabutta ve o toprakta olacak.
Yediremiyorsun bir türlü.
İşin en ilginç tarafı ise;
Dini inancımız ne olursa olsun, sonumuz cenaze namazı, imam ve sakinlerin dualarıyla bitiyor olması.
Ablamla yaptığımız listeyi hatırlıyorum da, biz birbirimize kağıt yazdırmıştık.
Kağıttaki başlıklarımız ise "Ben ölünce yapılcaklar" idi.
Benim yapılacaklarımı o, onun yapılacaklarını da ben yapacaktım.
Mesela benimkinde cesedimin denize atılması vardı, onunkinde de güzel bir film hazırlanması falan.
Şimdi nerde o kağıtlarımız bilmiyorum.
Ama olaya nasılda çocukca ve bir okadarda gerçekçi bakmışız diye düşünüyorum şimdi.
Al işte bugünüm kapak gibi yerleşti bu düşüncelerin önüne,
Bir felsefe hocasının, o realistçe ve oldukça mantıklı çerçevelere sahip temellendirmelerin babasının da cenaze töreni yapıldı.
O da o toprağa gömüldü, onun da başında dualar okuduk, "amin" dedik, ağladık falan.
Ne dersek diyelim, ne düşünürsek düşünelim.
Görüşümüz ne olursa olsun veya görüşlerimizi ne kadar uçlarştırırsak uçlaştıralım.
Toplum düzeni ne ise, o şekilde bir sonumuz oluyor işte.
Bizim istediğimiz şekilde değil, başkalarının önceden belirlediği şekilde ölüyoruz.
Tıpkı mutluluğu seçip özgür olmamak, mutsuzluğu seçip özgür olmak gibi.
Ve bu acı bir varolup bir yok oluyor, "hayat devam ediyor" deniyor ya hani hep,
Aynen ondan işte sanırım. İnsanoğlu çektiği acı kadar gülmeye de ihtiyaç duyuyor.
Cenaze de bile aklına espriler gelebiliyor veya ritim tutabiliyorsun.
Sonra durudurup kendini, güne adapte oluyorsun. Orda ne için olduğuna geri dönüyorsun.
Umarım gözünüz arkada kalmaz hocam. "Sevilmiyorum" dediniz ama, biz bugün ne kadar çok sevildiğinizi gördük.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder