27 Eylül 2017

Ama İyi Kötüleştik

Nasıl da kötüleşmişiz.
Yolda dilenen dilenciye para vermemek bir yana, çocukları olanlara da inancımız kalmadı artık.
Dün İstanbul'un en kalabalık ilçelerinden birinde rastladığım manzaraya dışardan bakınca farkettim.
İçerden gayet normal gözüken şey dışardan ne kadar da acıydı. Ne kadar da kapitalist ve maddeciydi aslında yaptığımız.

Seyyar pilavcının yanında dilenen bir çocuk dilenmeyi bırakmış bir tarafa doğru yatmış yüzünü kapamış garip sesler çıkarıyordu.
Bunu muhtemelen iyi giyimli bir çocuk başka herhangi bir yerde yapsa; herkes "neyin var, annen nerde baban nerde?" diye sorup yanına gelirdi. (Öyle umuyorum.)
Ama iş dilenci çocuğu olunca artık çocuk gerçekten hasta da olsa inancımız kalmamış.
İlgi çekmek için yapıyordur, babası demiştir, para versinler diye böyle yap hastayım de para iste demiştir. Diye düşünüp geçiyoruz yanından...
O kadar umursamazca geçiyoruz ki, bir yığın insan geçiyor yanından.
İnsan rüzgarından çocuk sallanıyor bile bazen. Sadece geçiyoruz. Hepimizin acelesi var. Hep öyledir ya zaten. Tabakhaneye bok yetiştiriyoruz hep.

Ne kadar garip bir durum aslında. Şehir hayatı ve "şehir insanları" nasıl da bu hale getirdi bizi.
Bu kaçınılmaz mıydı acaba diye düşünüyorum. Böyle bir dilenci kitlesi oluşması başka herhangi bir sistemde mümkün müydü?
Değildi tabii ki, belki evet kötü insanların oluşması kaçınılmazdı, ama dilencilerin oluşması kaçınılmaz olamazdı. Paylaşımcı ve bencil olmayan bir sistemde dilencilik oluşamazdı bence.

Çok garip bir yola doğru geçip gidiyoruz bu durumların karşısından. Robotikleşmeye doğru geçip gidiyoruz işte. Sorsanız gülmeyen, bir şeylere katılmayan insanlara robotik derler, halbuki esas robotiklik bu işte; bütün acı olaylara karşı kaçınılmaz duyarsızlığımız.

Geçmiş olsun, çok iyi kötüleşiyoruz gerçekten.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder