Çocukluktan beri varoluşsal sorularıma cevaplar ararken hep babamın söylediği bir söz vardı. “Ben cennetin de cehennemin de bu dünyada olduguna inanıyorum.” diye. İnancı sorguluyordu ve belli ki yetişkin haliyle ettiklerimizi bu dünyada bulduğumuza inanıyordu.
Büyüdükçe benim görüşlerim sıkça değişti. Önce tamamen inançsız olmuştum, 17 yaşındaydım, asiydim, rockçıydım, bununla birlikte gelen inanç sistemi otomatik yüklenmişti. 24 yaşımda Felsefe bölümü okuyup mezun olduğumda ise Deist olmuştum. Bir gücün mutlaka var olduğuna inanıyordum. Hala da öyle ancak mensup olduğum ülke ve ülkenin resmi dini gereği islam dininin büyük gücüne inanarak dua ediyorum. Tüm vazifelerini yerine getiremesem de deizmim böyle bir evreye geçti.
Bugünlerde ise babamın lafı yeniden kafamda yankılanıyor, ailemin yaşlanması, çevremdeki akrabalar ve tanımadığım insanların yaşlılıklarına şahit oldukça kafamda başka bir senaryo dolanıyor. Sanki yaşlılık seçimimizi gençken yapıyoruz ve gençken yaptıklarımız yaşlılığı nasıl yaşayacağımızı belirliyor gibi gözükmeye başladı. Babamın lafına da benziyor bu düşünce, belki o da benim yaşıma geldiğinde böyle düşünceye sahip olmuştu bilemiyorum.
Geçtiğimiz günlerde yeni taşınacağım semtte eşimin çok yakını olan bir yaşlı kadını ziyarete gittik. Geçmişte çok zengin oldukları ve hala apartmanları yazlıkları olduğu konuşuluyordu. Ancak evin içi tamamen istifçi evi gibiydi. Kediler ve eşyalar… Kadın yaşlı olduğu için kolaylıkla aşağı inip çıkamadığından tüm hayatı bunlar üzerine kurulu gibiydi, kediler ve eşyalar. Zenginlik diyince benim hep büyük ferah evlere sahip insanlar gözümün önüne gelirdi. Belki dizilerden dolayı böyle bilmiyorum. Gerçek hayatta karşılaştıklarım ise hiç öyle değil. Benzer bir senaryo da bizim zengin akrabanın evi, onlar da hep zenginliği konuşulan kişiler ancak evleri çok eski eşyalarla dolu, kasvetli bir görünüme sahipti. Tüm bunların yanında beni düşündüren bu yaşlı profilleri oluyor.
Seçtiğin yaşamı yaşıyorsun ve seçtiğin şekilde yaşlanıyorsun.
Türkiye’deki yaşlı profilleri; tek başına yaşayan, büyük oranda torununa yakın ve torun bakan, hayatından şikayet eden profiller oluyor. Nadiren ise emekli gezgin yaşlılara denk geliyorum. Ya da sosyal çevre yapmış, onlarla vakit geçiren yaşlılara… İlk anlattığım profil, gençliğinde hayatını çocuğuna ve evlilik hayatına adamış, kendine has bir yol çizmeden hayatın getirdiklerini yaşayarak yaşlanmış, sonuçta ise mutlu olmak için bir neden arayan, o nedeni de çocuklarına yardım etmekte ya da torun sevmekte bulan kişiler. Ancak hayatları evde geçiyor, ev, eşya ve çocuklar. Gerçekten mutlu olduklarına ise nadiren şahit oluyorum. Çünkü bir süre sonra çocukları onlara torunların bakıcısı gibi görüyor. Ya da kendileri yoruldukları için artık torun sevgisi bile bir kenarda kalabiliyor.
İkinci profil ise yaşlı gezginler, sanki hayatı bir yol üzerinde yaşamış, çocukları büyütürken bile onların gideceği günlerin planlarını yapmış ve evden ayrıldıklarında kendi hayatlarına devam etmeyi seçmişler. Bu profillerin çoğuna kendi gezi turlarımda rastladım. Şikayet edenler de vardı ancak büyük oranda koşullara katlanıyorlardı, ülkenin soğukluğuna, saatlerce otobüsle gitmenin yoruculuğuna, akşam otelde çıkan yemeğin kötü olabilme ihtimaline, katlanıyorlardı. Katlanma eşikleri yüksekti yani. Çünkü geziyorlardı da. Mutlu görünüyorlardı. Evde ve çocuklarıyla geçirenler de mutlu görünüyorlar ancak bir şeye katlanma eşikleri çok düşük oluyor. Ve bence bir insanın tahammülü ne kadar düşükse içsel tatmin ve mutluluğu o kadar azdır. Kendi hayatımdan vardım bu çıkarıma.
Konuyu uzatmadan yurtdışındaki yaşlılara da gelmek istiyorum. Aşağıdaki fotoğraf Hollanda’da bir bardan. İki masada da ikişer adet yaşlı kadın var. Saçları özenle taranmış, özenli kıyafetler giyilmiş, akşam yemeği için bu bara gelinmiş ve yemek yerken şaraplarını yudumluyorlar, sohbet ediyorlardı. Ben bu barda baya uzun kaldım bu süre içinde onlar da hep oradaydı. Üşüdüler sırtlarına şal aldılar. Muhabbetleri uzadı farklı bir içki denemek istediler. Çok huzurlu görünüyorlardı.
İşte bu noktadan sonra yaşlılığın gerçekten tüm hayatın boyunca yaptığın seçimlerin bi sonucu olarak bu dünyadaki cennetin ve cehhennemin olabileceği kanısına varıyorum. Seçimlerin bilinçli olduğunda ve hayatı olduğu gibi kabul ederse yaşamayı seçtiğinde yaşlılık gayet huzurlu olabiliyor. Türkiye’nin yazlık bölgelerinde yaşayan emekli öğretmenler de buna dahil. İyi şeyler yapar, çok çalışır ve kendi yaşamından hiç vazgeçmeden kucaklarsan hayatı, yaşlılığını cennete çevirebiliyorsun gibi gözüktü bana. Ancak tüm hayatını bir savaş içerisindeymişsin gibi yaşayarak, kendi yaşamını hep bir kenara bırakıp bol fedakarlık ile yıpranarak geçirirsen yaşılılığında kimse sana bunları yaptın diye ödül vermiyor. Aksine kendi yaşamına bakmamayı seçtiğin için yaşlılığında bu alışkanlık devam edebiliyor. Bunu kırabilen nadir yaşlılar da var tabii ki. Ancak büyük çoğunluk gençliğindeki o fedakar ve cefakar profil ile yaşlılığında kendine cehennemi seçmiş olabiliyor.
Mutsuz yaşlılar ülkemizde o kadar çok ki, ben mutlu ve hevesli yaşlı görünce şaşırıyorum. Dans eden, içki içen, festivale katılan, sabahları koşu yapan yaşlılar görünce Hollanda’da, şaşırdım. Ve döndüğümde buradaki yaşlı algısı yüzünden kendine acıyan, mutsuz yaşlılar gördüğümde çok daha üzülür hale geldim.
Kendinize cenneti verin olur mu, bu yazıyı her kim hangi yaşta okuduysa, kendi yaşamına da değer vererek yaşlılığında kendine cenneti verir umarım.
Sevgiler,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder