Küçükken ve ergenken, kızdığım çok şey vardı. İsyan ettiğim, tutunamadığım çok dal vardı.
Büyümek, daha çok bilmek, daha çok deneyim ve dolayısıyla da özgürlük getiriyor gittikçe. Büyüdükçe özgürleşiyoruz, çünkü karar verecek duruma geliyoruz.
Ne kadar bilirsen o kadar özgürleşiyorsun aslında. Kabullenmek özgürlüktür, diye bir cümle okumuştum. Ne kadar doğru! Aynı ona benziyor işte büyümek de.
Öğrenme özgürlüğü, öğrendiğin şeyleri uygulayıp uygulamama özgürlüğü.
Büyüdükçe, kızdığın, isyan ettiğin şeyler, deneyimlerin ve ön görülerin sonucu kabullendiğin şeylere dönüşüyor. Bu da özgürleştiriyor bizi.
Nasıl mı?
Örneğin küçükken sobanın sıcak birşey olduğunu henüz bilmiyorduk ve doğal içgüdümüzle onu merak edip direk dokunuyor, dolayısıyle de yanıyorduk. Bu yanma deneyimi bize onun sıcak birşey oldupunu öğretti. Şimdi artık onun sıcak birşey olduğunu bilerek, kabullenerek, ona göre davranarak yaşıyoruz.
Yani ona dokunmak artık bizim tercihimiz özgür kararımız olabilir ancak.
Yanmak istersek dokunur, yanmak istemezsek dokunmayız. Tıpkı büyüdükçe insanları ve yaşamı olduğu gibi kabullenip deneyimlerimiz sonucu öğrendiklerimizle sevmek istersek sevip, sevmek istemezsek sevmeyişimiz, zaten öğrendiklerimiz sonucu sevemeyişimiz gibi.
Ya da sevmek istediğimiz sevmek istediğimiz şeyin bize getireceği duygu, yarar ve zararı ön görebilip ona göre karar verebilme özgürlüğümüz olması gibi.
Yapmak istediğimiz herşeyi bilgimiz doğrultusunda yapabilmemiz gibi.
Yine de niyeyse en yapmamış olduğumuz şeyleri istiyoruz. Neden acaba?
Bu deneyim merakı hiç bitmyor demekki. Ya da bu kazandığımızı sanığımız şey toplumsal bir özgürlük mü? de birşeye karar verme'nin aslında bizi sonuçlara göre hareket etme ile sınırlandırdığıdan yine doğal içgüdümüzün getireceği yeni deneyimi mi istiyoruz? Buradan bu duygunun sadece adrenalin olabileceğini çıkarıyorum ben. Yeni birşey deneme arzusu sadece adrenalin arzusundan kaynaklanıyor bence, bu da doamızda var demekki. O yüzden yeni deneyimlerin getirdiği bilgelik yine bize tercih hakkı sunuyor ve özgürlük hakkı sağlamış oluyor.
Felsefe makalesine dönmeden bu sorgulamayı bırakıp aklıma gelen bir Kaan Sezyum sözünü paylaşmak istiyorum; Penguen'in son sayısındaki yazısından; "özgür bırakılmak aslında eğitici birşey, buraya bir leke de bıraksam olur mesela ama birşeyler üretme ihtiyacı duyuyorsun, kendi kararını veriyorsun."
O da penguen'de özgür bırakılmış bir yazardı belliki, hiçbişey yazmasan da olur demişler, istese yazabileceği çok şey de var ve yazmayı seçiyor işte, üretmeyi seçiyor.
Karar verme özgürlüğüne sahip olmak bilmeyi, öğrenmeye devam etmeyi ve deneyimi gerektiriyor.
Bir grup insanı işe alıp, işin sektörünü de anlatsalar mesela, maaş, hak vs. herşeylerini verseler ama şunu yap, bunu yap demeseler. O grup insan bir süre sonra, belkide hiç süre dolmadan o şirket için ne yapabileceğine kendi kendine düşünüp karar verir ve uygular bence.
Aynı şey ikili ilişkilerimizde de geçerli. Özgür bırakmak, gerçek sevgiyi doğurur, doğmamış olanı da ortaya çıkarır bence.
O zaman yaşayalım!
Yaşlılığını da bu duygu ve düşüncelerle karşılayacak mı bakalım diniiiizzz.
🙋
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder