9 Eylül 2018

Yaklaşmayın Aklımız Çok Az. Duygumuz Yoğun

Yine zamanın "ne biçim geçti be!" dediğimiz dönemindeyiz.
Eylül duygusallığımı dersiniz artık ne derseniz diyin.

Bugünlerde yine acayip bir kaçma duygusu yerleşti içime. Dayanılacak gibi değil.
En son, ergenliğimde sık sık bu duyguyu yaşardım.



Sanırım yorgunluk etkiliyor bu sefer. İşten soğuma, çevreden soğuma, her gün girdiğin o mecburi rollerden soğuma geliyor. Atlayıp karavanına dünyanın bir ucuna kadar kaçma isteği var sadece.

Sorumluluklardan ve beklentilerden yorulma da etkili tabii bunda.
Bir o kadar başarısız ilişkilerden yorulma.
Yapmak istediğin meslekleri, maddi manevi imkansızlıktan mı artık yeterince ona çaba harcayacak enerjimiz olamamasından mı bilinmez, yapamama. Ve hayatının her döneminde hep bir gün "ulan acaba sanatçı olabilseydim her şey nasıl olurdu? Ben nasıl şekillenirdim mesela? Daha iyi bi insan mı olurdum? Yoksa daha kaygısız bi insan mı?" diye sormanın son bulmayacağını bilerek yaşamanın verdiği yorgunluk.

Öyle demeyin, yaptığınız iş karakterinizi çok fena biçimde etkiliyor. Mesela sanat, felsefede hep "kendini gerçekleştirmek" olarak geçer. Kendini gerçekleştirebilen insanda da kötü bir yön kalmaz. Çünkü içinde hiçbir ukte olmamış, hiç bir hınç veya hırs kalmamıştır.

Ya da zanaat, kısaca kimin neye yeteneği varsa onu kullanmasıdır kendini gerçekleştirme. Her ne kadar dijital yeteneğim olsa da pazarlama yeteneğim yok, bu bi gerçek. Ve buna çabalamak da hem yorucu hem boş geliyor. Ben sadece yeteneklerimi sergilemekten mutlu olabilen biriyken, olmayan şeyleri satmaya çalışmak acayip dolandırıcılık gibi geliyor. Bunun içinde kaldıkça da bu sizi şekillendiriyor maalesef. Duygusuz bir iş de yapmak istemiyorum duygusuz insanlarla yaşamak da istemiyorum aslında.

Bir bakıyorsunuz arkadaş ilişkileriniz, aşk ilişkileriniz hep yaptığınız meslekte olmaya çalıştığınız şey ile dolmuş. Gerçek'ten uzak, sadece içi doldurulmuş bir reklam gibi olmuş. Dolayısıyla kısa sürüyor bu reklamlar. Yatırdığın paranın süresi bitince reklam da sona eriyor. Tıpkı ilişkine yaptığın yatırımı artık yapamayınca "bencil" veya "dengesiz" adının çıkarılması gibi.

Halbuki öyle güzel dostluklar var ki, 10 yıl görüşmesen aramasan sormasan da, bir gün çok ona ihtiyacın olduğunda koşarak yanına gidebileceğin samimilikte. 10 yıl ona hiç bir yatırım yapmamana rağmen, senin onu, onu seni beklediği bir dostluk.

 Ya da öyle güzel aşklar var ki, Esma ile Garip gibi; 44 yıl geçse de bir gün karşına çıktığında hiç azalmamış tam tersi artmış bir duyguyla yaşanmaya devam eden... Dünyanın en kıymetli şeyleri bence.

Arada bir yazılan günlüğe ne kadar günlük denir bilmiyorum ama bugün yazdığım günlükteki son cümlemi herkesin hayatına uygulayabilmesi dileğiyle bu sahadan ayrılıyorum. 🙋🏻‍♀️

"Karakterini, hobilerini, yeteneklerini, gücünü, ruhunu ve duygularını her zaman KORU! Yapabildiğini bildiğin veya düşündüğün herşeyi yap!"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder