Gece 1'de bomboş metroyla Kadıköy'e giderken uyuklamaktan omzuna düştüğüm, kafam öne düşmesin diye kafamı tutan sıcacık sevgi dolu sevgiliden,
Akşam 9'da birer boşlukla oturduğumuz metroda, aç olduğumu bile bile yoran ve umursamayan arkadaşlarla yolculuk edip kısıtlama bitmeden eve gelme telaşına...
Eve taksiyle ya da arabayla bırakılıp, eve girene kadar izlenildiğim günlerden, "ben şurdan biniyorum hadi görüşürüz" diyip benim nereden bineceğimi bile umursamayan flörtlere...
Aşırı sevildiğimiz, çıkmamızın istenilmediği işyerlerinden çıkıp, yeni sektörlerde kendimizi ispat etmeye çalıştığımız günlere...
Bir günde sürprizle uçak yolculuğu yapıp gelen sevgiliden, fazla ilgi bekliyorsun diye ayrılan flörtlere...
Sabah buluşup gece 1'lere kadar takıldığın halde sıkılmadığın, ayrılmak istemediğin günlerden, henüz 2 saat geçmişken eve gitmek istediğin ortamlara...
Neden ki?
Bir şeyleri zamanında fazla almanın şımarmışlığı mı bu? Yoksa kıymet bilmezliğin yüzümüze tokat gibi çarptığı anların farkındalığı mı?
Ders mi almayı bilemedik? Sevginin kıymetini mi bilemedik? Bir şeyler olurken hep olacak mı sandık?Ben bunu yine yaşarım, başkasıyla da aynı olur, her gittiğim yerde bunu hissederim zaten mi sandık?
Neyi beceremiyoruz biz bu hayatta? Durmayı mı?
Sanki biraz durmayı!
Bulunduğun ilde, sevildiğin kişide, sevdiğin evinde, sevdiğin dostlarında, sevildiğin iş ortamında, yapmak istediğin hobinde, hatta sevdiğin kıyafette bile!
Durmayı beceremiyoruz biz.
Niye acaba?
Neyin bitmez arayışı ki bu? Duran adam, duran kadın olma zamanı gelmedi mi?
Ben bu yıl bunları farkettim,
30 yaşıma da girdim ve durma zamanı artık.
Dengesiz sevgileri geride bırakıp, dengeli ilişkilerde durma zamanı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder