Eskiden müzik festivallerine tek katıldığımda orada hafif gün batımı, kum üstünde oturan yığınla insan, sahnede az sesle çalan canlı müzik ortamı bana ütopyam gibi gelirdi. Aşırı güzel, özgür gelirdi, bambaşka bir hava alırdım. Gerçek özgürlüğü hissettiğim tek yerler gibi gelirdi. Yargılanmadığım, olduğum halimle varolabildiğim ve görüldüğüm, görülmekten de hoşnut olduğum bir yerdi.
Geçtiğimiz gün bunu ilk defa sıradan bir mahallede hissettim. Sevgilimin mahallesinde. Aslında düne kadar sıradan bir mahalle olan o bölgede sabah börek almaya çıktıgımda dünyanın en özgür ve huzurlu noktasındaymışım gibi hissettim. Tıpkı müzik festivallerinde aldığım tat gibiydi ve bu tadı yıllar olmuştu almayalı.
Demekki olay müzik festivalleri değilmiş. Kendim olabildiğim her yermiş.
Ailemin de bildiği şekilde kendim olarak bir yerde varolabilmekmiş.
Kendi kendime hayatı zindan etmişim sanki. Kendim olabildiğim yaşamaktan keyif aldığım anları, noktaları nasıl da azaltmışım.
Şimdi yine bu duyguları hissetmek, var olduğunu, her şeyin güzel olduğunu, huzurlu ve özgür olduğunu duyumsayabilmek çok güzel geldi.
Bunu nerede yaşıyorsanız oraları, o insanları çoğaltmak lazım belkide.
En son bu kadar huzuru balkan bölgesine gezmeye gittiğimde hissetmiştim.
Öncesinde ne kadar anskiyete yaşasam da sonrasında kaygılar yerini özgürlük ve huzur duygusuna bırakmıştı. Aslında yıllardır süren arayışım, olmak istediğim yer, beni böyle hissettiren her yermiş.
Belki içimdeymiş, çıkması için ortam ve kişi kolluyormuş.
Bu anları çoğaltmak ve kendime bu hediyeleri daha çok vermek için uğraşacağım.
Bugün bu yazı ile bunun bir izini bırakıyor, kendime söz veriyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder