ne zamandır, çok önceden okumuş olmam gereken bir kitap olan "Benim Üniversitelerim"in peşindeyim. tembelliğimden ve yoğunluğumdan ötürü edinemedim bir türlü.
fakat kafamda bu olduğundan, bu süreçte aklıma bir tiyatro oyunu geldi. kendisi şöyle birşey;
bir cuma günü, sahnede çekyat, masa, televizyon ve ev arkadaşı var. saat akşam 20:23, sahneye Hayri girer, iş dönüşü eve gelmiştir.
-Ayşeee?
-Noluyor lan, ne bağrıyosun?
-Nerdesin kızım?
-İşiyorum nerde olduğmun önemi yok.
-Bari bu haftasonu dışarı çıkalım lan, yine mal gibi evde mi geçircez?
(Ayşe pantolonunun fermuarını çekerek "tuvalet" yazılı kapının arkasından çıkıp sahneye girer. Hayri yakınır bir modda cekyat'a atmıştır kendini)
-Nereye çıkalım? bu olay biraz kasınç olmaya başlamadı mı?
-Nasıl yani niye kasınç olsun lan? he said.
-Ne bileyim, biz canımız isteyince o an yollara düşen, evi ve kendimizi toplaması zor oluyor diye dışarı çıkıp içen insanlardık. şimdi dışarı çıkmış olmak için çıkmak, ne bileyim kasınç geliyor.
-Oha haklısın lan, niye böyle olduki? (Hayri bu sözü söylerken ciddi ciddi şaşırarak çekyatta doğrulur vaziyete geçer. Ayşe o sırada tekli koltuğa oturmuştur ve tv kumandasını eline almıştır bile.)
-Ne biliym olum, kaptırdık iyice iş, ev, okul bitirme kafasına heralde, eğlenmek için dışarı çıkmamız gerektiğini düşünüyoruz artık.
Hayri yemek yapmaya gider, yemek yapma tezgâhı sahnenin sol tarafındadır. Hayri ve Ayşe studyo dairede yaşadıklarından mutfak televizyonla paralel konumdadır ve haliyle televizyon izleyen adam mutfaktaki adamı da izlemek durumundadır.
-Çorba yapıyorum Ayşe sen aç mısın?
-Aç olmasam da yerim ben o çarbayı kardo yap sen. diyerek devam eder Ayşe; Hayro senin popon mu küçüldü lan?
-Nereme bakıyosun la sen benim?
-Burdan mecbur gözüme ilişiyor abi, ama ciddiyim ben söylediğimde.
-Olabilir hacı bütün gün otura otura düzleşiyoruz yavaş yavaş. Bu gidişle insanlık evrimini tek boyutlu hâle gelerek tamamlayacak zaten. Baksana iyice mala bağladık.
(gülerler.)
-Oğlum ciddiyim başka işlere mi geçsek artık? bütün gün oturmak bizi hareketsiz, sağlıksız ve mal yapmaya başladı. Eğlenmek için kasacagımız günlere geldik görmüyor musun?
-Ne yapabilirizki? paraya ihtiyaç var kızım bi süre mecburuz düzleşmeye, mallaşmaya.
-Sokakta şarkı söyleyelim, turistlere ücretli rehberlik teklif edelim, sokakta hızlı resim çizip satalım falan filan işte daha aktif olalım. Bulunduğumuz yerden rahatlayacağımız yerlere atlayabilelim yani. Bak ozaman dışarı cıkma gereği bile duymayız, zaten eğleniyor oluruz çünkü.
-Fikirde onlar hep kızım. zihnimizde, beynimizde, Descartes'ın tanrı görüşü gibi; sadece öyle birşey olduğunu, olabileceğini biliyoruz. ama ulaşamayız biz ona.
-Bu işler, sıradan sürece dahil olmak falan, bizi cesaretsizlendirdi lan. Çok ciddiyim.
(Hayri o sırada çorbayı pişirmiş, saat 21.00 olmuş ve makarna haşlanmaktadır. Ayşe televizyonda kanal gezmekle birlikte aslında gözü ekrana dalmış düşünmektedir.)
Yemekler gelir, Ayşe ile Hayri konuyu devam ettiremez duruma düştüklerinden susarak yemeklerini yerler.(yazar burada aslında kendisinin konuyu devam ettirememesinden bahsediyor) Yemekten sonra Ayşe müzik açarak ve uzanır, Hayri ise dışarı çıkmak için dışarı çıkar.
Hayri eve döndüğünde Ayşe Hayri'nin 10 yıllık arkadaşı olarak ona bir tavsiyede bulunur;
-Aç kalmak, zengin olmak ve eğlenmek arasında doğru orantılar var Hayri, yatmadan önce aç olup olmadığını düşün bakalım.
bunu Hayri'nin gelişini duyunca, kendini sığdırarak uyuyakaldığı tekli koltukta gözlerini açmadan hafifçe kafasını kaldırarak söylemiştir. Sonra dalar, Hayri'de zaten sızmaya gitmiştir.
Perde kapanır. akşam olmuştur çünkü. karanlıkta olanlar görünmemelidir.
http://www.youtube.com/watch?v=MV_3Dpw-BRY

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder