3 Ekim 2014

Öyle hemen kaçmak yok.

Hayal kurmak güzel şey... Kendini hayal dünyasına kaptırmadan, gerektiğinde yaptığın şeyin gayet saçma ve gerçekdışı olduğunun farkına vararak hayal kurabiliyor olmak daha da güzel bir şey.

Herkes biraz hayal kuruyordur. En azından gözünüzün önünden, olmasını istediğiniz şeyleri geçiriyorsunuzdur. Bu, aslında olmasını istediğimiz şeyler ile olanları farklı bir şekilde yorumlamak gibi bir şey. Komik değil, utanılacak bir şey de değil ama ben sanki bu komik bir şeymiş gibi hep hayallerin gerçekle ilişkisini kurmaya çalışırım. Örneğin, var olan düzenin bir parçası olmak istemedim hiç; bir köyde küçük bir evde ya da eski bir karavanda günlük veya yeteneğe dayalı, daha gerçek işler icra ederek yaşayabileceğimi hayal ettim; hayatımı sadece kendim yönetebildiğim bir düzen hayal ettim. Aslında doğayla ve gerçek insanla daha iç içe bir yaşam, tıpkı saf sanat gibi…



Düzene uyacak bir yapıya sahip olmadığım için üniversitede de bununla ilgili bir bölüm seçmedim, meslek edinme kaygım olmadı hiç. Zaten üniversiteye gitmek için de birçok işte çalıştığımdan, her iş öğrenilir ve halledilir kafasındaydım. "–dı’lı" geçmiş zaman eki kullanmam yanlış aslında, hâlâ böyle düşünüyorum. Sorun ne biliyor musunuz? Sorun kaçamıyor olmak. Sorun, sorumluluklardan kaçamıyor olmak. Her şeyden bir şekilde kaçabiliyorsunuz ama hayallerinizi gerçekleştirmek için bile düzene uyum sağlamaktan kaçamıyor olmamız… Bu size sanatçının yaşamını hatırlatacaktır, birçok sanatçı kendi halinde bohem bir yaşam sürer fakat severek başladıkları  sanatkâr işlerini artık para için yapmak mecburiyetinde kaldıklarında, o büyük heves yerini meslek sevgisine bırakır.



Geçtiğimiz günlerde bir kısa film festivalinde yer aldım ve orada bu hevesin saf katıksız halini gördüm. Sanat yapma duygusunun, insanın kendi yaşamından kesitleri sanata aktarabilme ihtiyacıyla olduğunu gördüm. Bir film; doğudaki küçük bir kızın dini sorgulamasından ve yaşam koşullarından; diğer bir film, yönetmenin kör ve yaşlı anneannesinin tek başına hayatını nasıl sürdürdüğünden; başka bir film ise, 13 yaşında annesi tarafından manastıra bırakılan ve orada 70 yaşına gelen bir amcanın hikâyesiydi. Bu filmler tamamen sanat yapmak isteyen, içinde o henüz doğmuş olan hevesle birlikte işe koyulan insanların emeği ve fikirleriydi. Yani mecbur olmadan, sadece yapmak istedikleri için yapmak bir şeyleri… Kaçma isteği getiren şey de bu işte... Mecburiyetlerden kaçmak, mecburiyet insana alması gerekeni veriyor sadece, başka bir dünya açmıyor. Tıpkı günümüzde hangi tür filmler rağbet görüyorsa o türde filmlerin yapılması, gerçek insan hayatına ve doğal hayata dokunulmaması gibi.



Eminim o güzel kısa filmleri yaratan sözde amatör ama günümüzdeki filmlere göre oldukça iyi işler çıkarmış yönetmenler de ufak kaçmalar yaparak bu  işlere imza atmışlardır. Sanat insanı gerçekten iyi insan yapıyor, bu kanıya bir kez daha inandım. O yönetmenlerin bu şartlar altında bu hissi taşıyor olmalarına ve filmi icra edebilmek için bu kadar çaba harcamalarına hayran olmamak mümkün değil


Karpuz Cenneti adlı kısa filmden bir kare. 


Kaçma eylemi normalde de oluyor, olmuyor değil... Kaçarak uzaklarda yaşamayı deneyip başaranlar da çoğunlukta. Demek ki yapılabiliyor... Örneğin, bir süre ekonomik sistemden bağımsız, bisikletiyle Türkiye’yi dolaşarak yaşayan Hasan Söylemez. Tanıyanlar bilir; parasız, sadece insanlara ve kendine güvenerek yola çıktı Söylemez. Fakat onun da bunu yapmak için önce sağlam bir bisiklet edinmesi gerekiyordu ve onun gelirine bağlı yaşayan biri olmaması gerekiyordu. Bu detayı bilmiyorum açıkçası ancak bisiklete sahip olmak için bir bisiklet firmasında 1 ay boyunca sadece bisiklet ücretini çıkarmak için çalıştığını biliyorum. Bir örnek daha var; Trabzon’da yaşlı bir teyze... Oğlunu, kendisi 57 yaşında iken kaybetmiş ve o günden beri hayata küsüp Trabzon’da bir yaylada, sahip olduğu evde elektrik, su ve para olmadan tam 27 yıl yaşamış. Onun da sahip olduğu bir evi vardı, olmasaydı kaçamayacaktı. Kaçmak, dünyadan kopmak anlamına da geliyor evet ama dünyayla bağımız oluyor da ne oluyor ki? Sanata, ürettiklerimize, işimiz ne olursa olsun işlerimize gerçek duygularımızı katmaktan yoksun, hayallerimizi gerçekleştirmek yerine, zaruret altında hareket eden ya da edemeyen bireyler , piyasa insanları olup çıkıyoruz.



Hasan Söylemez, son parasını çocuklarına vererek bisikletiyle Türkiye turuna çıktı.




Her gün bir yeni iş kazası, işçi ölümleri, hayvan katliamları, hayvanlara kötü davranan insanlarla karşılaşıyoruz. Düşünsenize açık sözlülüğü, yani doğal davranışı bile patavatsızlık olarak değerlendiriyoruz, çünkü topluma uygunsuz bir söz ve davranış oluyor onlar için (piyasa insanları için). Gerçekte ne hissedildiği kimsenin  umurunda değil. Gerçek duygular mühim değil, mühim olan toplumun ne görmek duymak istediği… Yani bu dünyada sinsi olmak uygun bir davranış.



Televizyonlarda, sürekli aynı şeylerle insanları kandıran politikacıları ve  çalışanına zerre değer vermeyen ama iyi hizmet veremedikleri için reklama ihtiyaç duyan şirketlerin reklamlarını seyrediyoruz... Sokaklarda sürekli diğer insanları süzen ve haklarında bin bir söylentilerde bulunan insanlar... Asıl niyetini belli etmeden birbirleriyle bağ kuran insanlar... Yaşanan hayal kırıklıkları… Yardıma ihtiyacı olanların yerlerde yattığı, her gün işe gidenlerin de o yatanların yanından transit bir şekilde geçip gittiği bir ülkede yaşıyoruz. Bu dünya ile bağlantımız olsa ne olur ki? Oluyor da ne oluyor? Üzülüyoruz, “Ah, vah yazık!” diyoruz, ama sonraki cümlemiz “Sofra kurulduysa hadi yiyelim artık!” oluyor. Bir şey yapamıyoruz ki... Zaten bahsettiğim insan türü için bir şey yapası da gelmiyor ki insanın. Hayvanlar için bir şeyler yapmak istiyorsun, ona da maddi gücün yetmiyor yine piyasa insanı olmaya mahkûmsun. E yaşamak da güzel geliyor hani, ölmek istemiyorsun. İstesen de emin olamıyorsun.



Öyleyse kendi yönetiminde, gözünün bu şeyleri görmediği bir yerlerde güzel insanlarla ve hayvanlarla yaşamak istemeyi hayal ediyor ve uygulamak istiyor olmak, yani kaçmak, bu kadar zor olmamalı bence…. Bu düzen içine doğmayı nasıl biz istemediysek, düzene hizmet etmek için yetiştirilmiş olmaktan  kaçma işini de bize bırakmıyorlar ne yazık ki…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder