Bugün kendimi kendimle yeniden buluşturdum. Sahilde bisiklet sürerken bir an tüm yaşlarım yanımda gibi hissettim. Çocuk deniz çok mutluydu, önümde oturuyor her şeye şaşırıyor, gülüyor, kollarını açıyor, bana gösteriyordu her yeri. Onu mutlu etmek, mutlu görmek beni daha da mutlu ediyordu.
Lisedeki deniz seviniyordu ama tam gülemiyordu. Öyle dolu dolu gülemiyordu, çekiniyordu, dikkat çekmemeye çalışıyordu sanki. Görünmezliğin rahatlığı içindeydi. Lisedeki deniz ne yaşamıştı, hala bulamadığım bir şey var. Hala onu tam anlamıyla açamadım.
20'li yaşlarımdaki deniz iyileşmiş gibiydi, çocuk denizin mutluluğu ona geçmişti ve isyankar halinden çıkıp saçlarını topladı ve ana geldi, siyah uzun saçlarını topladı, siyah tişörtünü düzeltti, olgunca bir baktı etrafa. Onu öyle görmek hoşuma gitti.
Daha büyük versiyonum vardı arkamda, o da hepimizi öyle mutlu görmekten çok hoşnut gözüküyordu. Benim sırtımı sıvazlıyor, 20'li yaştaki denizin saçını okşuyor, çocuk denize bakıp gülüyordu. Şimdi farkettim bak o da görmüyordu lisedeki denizi.
Yetişkin biri tarafından lisede görülmeme duygusu yaşamışım demekki. Kendi yetişkin versiyonum bile görmüyor onu. Ama o andaki ben görüyordum, seviyordum, anın tadını çıkar diyordum. Belki o deniz de o kadardı, kabul etmek lazımdı.
Eve geldiğimde koltuğa oturdum ve daha da görünür hissettim kendimi, tam olarak her versiyonumla ben işte buradaydım, bugündeydim. Kendimi görebiliyor kendimle gurur duyuyordum. Bu o kadar zor oluyordu ki benim için normalde, o nedenle şaşkındım. O kadar görmüyordumki kendimi. Rüyalarımda bile az görürdüm. Hissedemezdim, kendi benlik duygum, deniz olmak bir ara kaybolmuş gibiydi benden. Onu tekrar görmek yıllarımı aldı. Tekrar sevmek zor olmadı, çünkü içimde bir yerde ben hep kendimi seviyordum. Sadece yargılayan sesi susturmak çok zor oldu.
Her yaptığımı, her hareketimi yargılayan sesi yavaş yavaş susturdum. Gölge altında gibi hissetmekten çıktım böylelikle ama tamamen değil. Hala bazen gölge altında gibi hissediyorum. Annemlerin yanındayken özellikle. Tek başımayken hep daha görünüyor hissediyorum. Görünür olmak zararlıymış gibi bir algım varmış sanki, bunu da daha yeni izlediğim bir video aracalığıyla farkettim. Görünür olmak da güvenli diye telkin veriyordu. Demekki bunu yaşayan çok insan vardı. Şaşırdım ama iyi de geldi. Evet görünür olmak güvenliydi. Tek başıma kaldığım ilk zamanlar her ne kadar anksiyete yaşasam, kendimi görmek beni tuhaf bir enerjiye soksa da gitgide alıştım. Her halimle kendimi kabul etmeye alıştım.
Bugün bir de sabah biriyle kavga ettim. Eskiden kavga eder pişman olmazdım. Sonra kavga edince pişman olur bir seviyeye geçmiştim, niye öfkelendim yine, eski deniz mi ortaya çıkıyor diye korkardım. Psikolojik süreçleri geçirdikten sonra öfkeli hallerim ciddi anlamda azalmıştı çünkü. Ama bu sefer hem pişmanlık duymadım hem de eski deniz olmadığımı anladım. Çünkü bugün sabah yaptığım şey, benim o görünmeyen denizi koruma çabamdı. Görünmeyen denizin öcünü almaktı. Onu görmezken, hakkını yerken iyi, hakkını aradığı zaman neden kötü oluyordu?
Konu tamamen işimle alakalıydı. Bir firmadan teklif istemiştim, teklif beklediğim günler lisedeki deniz gibiydim, sabırlı, sakin, sessiz. Üç dört kere firmayı aradım, beklettiler santrali bekledim ulaşamadım. Bu firma ile ilk konuştuğumda da çok güzel vaatler vermişlerdi ben de hoşuma gittiğini, onlarla çalışmak istediğimi söylemiştim. Teklif göndereceklerdi sadece ve o teklif bir türlü gelmedi. O zaman zarfında ben de onlara ulaşamamıştım. Konu öylece kapanmıştı aslında benim için. Ta ki bir gün firma ile iletişime geçtiğim platform bana "bu hizmetten memnun kaldınız mı?" diye dönene kadar. Beklediğim ve iletişime geçmek için uğraştığım günler aklıma geldi. Memnun kalmadım dedim ve durumu olduğu gibi anlattım. "Bu yorumunuz firmayı ciddi anlamda etkileyecektir. Emin misiniz?" dediler. Eminim dedim, bunlar yaşandı çünkü, yaşanmayan bir şey yok.
Yorumum yayınlandıktan bir süre sonra, bu sabah işte, firma aradı. Yönetici olduğunu belirten bir kadın tarafından arandım, yorum sebebiyle beni ikna etmeye çalıştı, kim geri dönmediyse onu işten çıkaracaklarını vs. anlatmaya çalıştı. Hep gergindim ve ters cevap verdim. Sizin beni neden aradığınız bile belli değil dedim, ben o günlerde yaşadığımı bilirim. Şu an bana anlattıklarınız hep boş dedim. Kız da en son ağlamaklı bir sesle "ben sizinle düzgün konuşuyorum siz hep tersliyorsunuz, rahatsız ettim kusura bakmayın" diyip kapattı. İşte o an bir süreliğine korktum, öfke nöbetim mi gelmişti? Eski deniz mi oluyordum? Kendi kendime konuşarak kendi haklı yanlarımı farkettim. Ve yorumun onları çok da ciddi anlamda etkilemeyeceğini... Neden hemen pişman olup geri adım atmaya meyilliydim ki? Resmen yine, sevilme, onay alma çabası. Başka bir şey değil.
Salona gelip oturdum ve dedim ki; ben bugün yetişkin deniz versiyonumla, o 2 ay önce onlara ulaşmaya çalışan, sakin, umutlu ve sabırlı denizi korudum. Benim bugünkü ters görünüşüm, o günkü ses çıkarmayan denizin intikamıydı. Onu korumaktı. İşte bununla birlikte kendi kendimle barıştım. Kendimi yargılamayı bıraktım. Günün devamında belki de sahilde tüm denizlerle bir arada gibi hissetmeme sebep olan duygu biraz da buydu. Hepimiz buluşmuştuk. Ben tüm versiyonlarımı olduğu gibi kabul edip, yeni versiyonumla onların haklarını koruyordum. Yanlışlarında yanlarında oluyordum.
Günün devamında bir toplantıda ortaya çıkan hatayı açık yüreklilikle kabul ettim ve aslında açıklamasam asla benim yaptığım belli olmayacak bir hatayı gün yüzüne çıkardım. Oh be dedim, hata yapmanın dayanılmaz hafifliği... Hatalarımla görünür olmanın dayanılmaz hafifliği... Onay alma ve sevilme çabamı bırakmıştım.
Bugün ben resmen kendimle tekrar barışmıştım. O misafir ortamında kendi olduğu için cimdiklenen, kendi oldukça yargılanan denizi ortaya çıkarmıştım. İyi ki de çıkardım. Çünkü artık kendi arkamı toplayacak bir kendim var benim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder